Sözlükte “eşitlik, denklik, benzerlik ve yeterlik” anlamlarına gelen kefâet, bir fıkıh terimi olarak evlenecek eşler arasında belli hususlarda denkliğin bulunmasını, daha çok da evlenecek eşlerden erkeğin kadına denkliğini ifade eder. Denk olan erkeğe küfüv denilir. Aile huzurunu teminde çok büyük hikmetler içeren denklik, Islâm`da sadece kadından yana ve onun ve ailesinin onurunu korumayı hedefleyen bir müessesedir. Nikâhın sahih olmasının değil geçerli olmasının şartıdır. Yani denklik bulunmasa da nikah sahihtir. Ancak kadının velisinin onayına bağlıdır. Buna göre; nesep, dindarlık ve takva, meslek, hürriyet ve servet konularında kendisinden daha aşağı itibar edilen bir erkeğe nikahlanan kadının velileri, denksizliği bahane ederek evliliğe mani olabilirler. Kabul ederlerse sahih olan bu nikah yürür ve artık vazgeçme hakları olmaz. Denksizlige bir Islâm ülkesinde kız velisinin başvurusu ile mahkeme karar verir. Diğer yerlerde bunu "Eminül-kavm" yani inananların güvendigi ehl-i ilim belirler. Ancak bunun bir bağlayıcılığı olmaz. Bu yüzden günümüzde, Imam Serahsî`nin tercihiyle, dengini bulmadan nikah yaptıran kadının nikahını velileri-istemiyorlarsa-hepten geçersiz saymaları ve kabul etmemeleri uygun olur. Buna göre dini bütün ve kapalı bir bayan, namazsız-niyazsız birisine, toplumda cazip itibar edilen bir meslek erbabının kızı, bayağı, sayılan bir meslek erbabına, zengin bir aile kızı, kendisinin nafakasını dahi teminden aciz bir erkeğe sırf kendi isteğiyle varması ve meselâ dinî nikah yaptırmaları halinde velilerin bu nikahı hiç hesaba katmamaları mümkündür ve doğru olandır. Nesep ve hürriyet şartı ülkemiz için artık geçerli değildir. Yalnız bu müessesenin iyi anlaşılmaması halinde başkalarınca istismar edilmesi mümkündür. Onun için şu noktaların tekrar hatırlatılmasında yarar vardır: EVLİLİKTE DENK OLMAK EVLENECEK KIZ VE ERKEĞİN DİNDE DİNDARLIKTA GÜZELLİKTE MALDA Evlilikte denk olmak, evlenecek kız ve erkeğin soy ve sopta, boy ve bosta, yaş ve başta, mal ve mülkte, hür olup olmamakta, servet ve meslekte, din ve inanç anlayışında, huy ve ahlâkta mümkün mertebe birbirine yakın değerler taşıması demektir. Bunlardan en önemlileri dinde ve dindârlıkta denkliktir. Sırayla görelim: 1-Dinde denklik: Evlenecek kız ve erkeğin dinde birbirine denk olması Allah’ın emridir, yani farzdır. Her ikisi de Müslüman veya kadın en azından ehl-i kitap olmalıdır. Müslüman bir erkeğin müşrik bir kadın alması haram olduğu gibi, Müslüman bir kadını müşrik bir erkekle evlendirmek de haramdır. İlgili âyetler şöyledir: AYET: *Bakara Sûresi: 221;”İman etmedikçe putperest kadınlarla evlenmeyin. Beğenseniz bile, putperest bir kadından, imanlı bir câriye kesinlikle daha iyidir. İman etmedikçe putperest erkekleri de (kızlarınızla) evlendirmeyin. Beğenseniz bile, putperest bir kişiden inanmış bir köle kesinlikle daha iyidir. Onlar (müşrikler) cehenneme çağırır. Allah ise, izni (ve yardımı) ile Cennete ve mağfirete çağırır. Allah, düşünüp anlasınlar diye âyetlerini insanlara açıklar.”1 AYET: * Nûr Sûresi: 3;”Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkası ile evlenmez; zina eden kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan erkek evlenir. Bu, müminlere haram kılınmıştır.”2 AYET: *Mâide Sûresi: 5;”Mü’min kadınlardan iffetli olanlar ile daha önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz şartıyla, namuslu olmak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helâldir.”3 OKU: Öfkeyle boşama gerçekleşmez AYET: Mümtehine Sûresi: 10;*”Ey îman edenler! Mümin kadınlar hicret ederek size geldiği zaman, onları, imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz de onların inanmış kadınlar olduklarını öğrenirseniz onları kâfirlere geri göndermeyin. Bunlar onlara helâl değildir. Onlar da bunlara helâl olmazlar. Onların (kocalarının) sarf ettiklerini (mehirleri) geri verin. Mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Kâfir kadınları nikâhınızda tutmayın, sarf ettiğinizi isteyin. Onlar da sarf ettiklerini istesinler. Allah’ın hükmü budur. Aranızda O hükmeder. Allah bilendir, hikmet sahibidir.”4 2-Dindârlıkta denklik: Evlenecek kız ve erkeğin dindarlıkta, dîni yaşama arzûsunda, âhirete hazırlanma kaygısında, güzel huyda, güzel ahlâkta, edep ve terbiyede, iffet ve nâmûsta, dürüstlük ve doğrulukta, haramlara karşı hassasiyette ve helâlleri tercih etme duyarlılığında, hizmet anlayışında ve usûlünde ve Allah korkusunda birbirine denk olması sünnettir. İlgili hadisleri buraya alalım. Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü vesselâm buyurmuştur ki: HADİS: *”Dünya metâının en üstünü ve en fazîletlisi sâlih ve dindâr kadındır.”İbn-i Mâce, Nikâh, 1856;5 HADİS: *”Mü’min’in, Allah korkusundan sonra yararlanacağı en hayırlı şey, sâlihâ bir kadındır.”İbn-i Mâce, Nikâh, 1857;6 *”Kadınlar ile dört tür hasleti için evlenilir: 1-Malı, 2- Soyu, 3-Güzelliği, 4-Dindârlığı. Ey Mü’min! Sen bunlardan dindâr olanını seç! Yoksa fakîrliğe düşersin!”İbn-i Mâce, Nikâh, 1858;7 HADİS: *”Kadınları sırf güzellikleri için nikâhlamayınız! Çünkü onların güzelliği onları böbürlenmek ve kibirlenmek gibi tehlîkelere sürükleyebilir. Kadınları sırf malları için nikâhlamayınız! Çünkü mal üstünlüğü onları azdırabilir ve isyana sevk edebilir. Lâkin kadınları dindârlıkları için nikâhlayınız! Şüphesiz burnunun bir kısmı kesik, kulağı delik ve teni siyah dindâr bir câriye dindar olmayan hür ve güzel kadından daha efdaldir.” İbn-i Mâce, Nikâh, 1859;8 OKU: Sütkardeşi yapmak faziletli midir? Bu hadislerin tefsirini yapan Üstad Bedîüzzaman nikâhı, insanın en fazla ihtiyâcını tatmin eden kalbe mukabil bir kalp ile sevgilerini, aşklarını ve şevklerini karşılıklı yaşayabilecekleri, lezzetlerde birbirine ortak, gam ve kederde birbirine yardımcı olabilecekleri önemli bir saadet kurumuna atılan adım olarak tanımlar.9 Üstad Hazretlerine göre bu saadet kurumunda kadın ve erkek dindarlıkta, güzel ahlâkta ve Allah korkusunda birbirine denk olmalıdırlar. Ebedî hayatta eşini kaybetmemek için, eşinin dindârlığını örnek alan ve eşini dindârlığı ve güzel ahlâkı için seven erkek dünya-âhiret elemsiz mutluluğu yakalamış demektir. Kocasının dindârlığına bakıp, ebedî hayatta kocasını kaybetmemek için Allah korkusuna ve takvâya giren kadın da bahtiyardır, ebedî mutluluğa ulaşmış demektir. Yoksa, sâlihâ kadınını ebedî kaybettirecek sefâhette ve kötü davranışlarda bulunan erkek kendisine yazık etmiş olur. Kadın da, Allah korkusunu yaşamaya çalışan kocasının izinden gitmemesi nedeniyle, o ebedî arkadaşını kaybederse kendisine yazık eder. Kadın ve erkek ise birbirinin fısklarını, günahlarını ve kötü davranışlarını taklit ediyorlar ve böylece birbirini ateşe atıyorlarsa, sevgilerine, aşklarına ve mutluluklarına binlerce defa yazık etmiş olurlar.10 Eşinin maddî ve fizikî güzelliğinden ziyâde, huy ve ahlâk güzelliğine, şefkatin madeni ve Rahmetin hediyesi oluşuna sevgisini bağlayan bir erkeğin, eşinden aynı derecede sevgi ve hürmet göreceğini bildiren Üstad Saîd Nursî Hazretleri, bu karşılıklı hürmet ve muhabbetin her iki taraf yaşlandıkça ve çirkinleştikçe artacağını, böylece dünya hayatının da bir mutluluk yumağına döneceğini, yoksa yalnızca sûret güzelliğine bağlanan bir sevginin çok geçmeden bozulacağını ve yerini geçimsizliklere bırakacağını haber verir.11 OKU: Evlilik kader midir yoksa irade midir? Üstad Bedîüzzaman’ın ifâdesiyle, eşini latîf şefkatine, güzel hasletine, güzel huyuna ve güzel ahlâkına dayalı olarak sevmenin ve böylece eşini günahlara girmekten korumanın âhiretteki neticesi ise, Rahîm-i Mutlak tarafından ebedî Cennette hûrilerden daha güzel, daha alımlı ve daha câzibedâr bir fizikî ve rûhî güzellikle eşinin kendisine ebedî bir eş, latîf bir dost, güzel bir arkadaş ve sâdık bir sevgili olarak verilmesidir.12 Çocuklarımızın böyle büyük mükâfâtlara ermelerini temin için, evliliklerinde dinde ve dindarlıkta mutlaka denklik aramalı, sâir unsurları çok fazla abartmaya değmez görmeliyiz.
İSLAM’DA MEHİR NEDİR? Erkeğin evlenirken eşine verdiği veya vermeyi taahhüt ettiği para veya başka bir mala mehir denir. Hanefîlere göre mehir, nikâhın sonuçlarından biridir. Bu nedenle nikâh esnasında belirlenmemiş olsa, hatta nikâh esnasında verilmeyeceği şart koşulsa bile evlenen kadın mehre hak kazanır. Kur’ân-ı Kerîm’de kendileriyle evlenilen kadınlara mehirlerinin verilmesi gerektiği belirtilmiş (el-Bakara 2/236-237; en-Nisâ 4/4, 24, 25; el-Mâide 5/5), hadislerde de mehirle ilgili fıkhî hükümlerin ayrıntıları yer almış, ayrıca evlenmeyi zorlaştıracak tarzda mehir miktarında aşırıya kaçılmaması öğütlenmiştir. (Miftâḥu künûzi’s-sünne, “nikâḥ” md.) MEHİR İLE İLGİLİ AYETLER ► Talak iki defadır. Sonra ya iyilikle (kadınları) tutmalı ya da güzellikle bırakmalıdır/boşamalıdır. Kendilerine verdiğiniz (mehirleri) onlardan almanız size helal değildir. Allah’ın sınırlarını gözetemeyeceğinizden korkmanız müstesna. Şayet (birbirinize karşı sorumluluklarınızı yerine getiremeyeceğinizden ve bu sebeple) Allah’ın sınırlarını gözetemeyeceğinizden korkarsanız, (kadının kendisini boşasın diye erkeğe) bir şeyler vermesinde bir sakınca yoktur. Bu, Allah’ın sınırlarıdır. Allah’ın sınırlarını çiğnemeyin. Kim de Allah’ın sınırlarını çiğnerse bunlar zalimlerin ta kendileridir. (2/Bakara 229) ► Şayet onlara mehir belirler, (fakat) cinsî münasebet kurmadan boşarsanız belirlediğiniz mehrin yarısını verin. Kadının veya nikâh akdini elinde bulunduranın affetmesi hâlinde (vermeyebilirsiniz). Affetmeniz takvaya daha yakındır. Aranızdaki fazileti/karşılıklı iyiliklerinizi unutmayın. (Çünkü) Allah, yaptıklarınızı görendir. (2/Bakara 237) ► Kadınlara mehirlerini gönül hoşluğuyla verin. (Bununla beraber mehirlerinden) bir kısmını size bağışlarlarsa afiyetle yiyin. (4/Nisâ 4) ► Bir eşin yerine başka bir eş almak isterseniz, onlardan birine bir kantar (altın ya da gümüşü mehir olarak) vermiş olsanız bile ondan hiçbir şey almayın. Onu iftira ve apaçık bir günahla mı alacaksınız? (4/Nisâ 20) ► Birbirinizle kaynaşmış olduğunuz hâlde (verdiğiniz mehirleri) nasıl alacaksınız? Hem sizden pekiştirilmiş bir söz almışlardır. (4/Nisâ 21) ► Elinizin altında bulunan (cariyeleriniz) dışında evli kadınlar da haram kılındı. (Bu sayılanlar) Allah’ın sizin üzerinizdeki kesin hükmüdür. Bunların dışında kalan kadınlarla, mallarınızla (mehirlerini ödeyip), zinaya düşmeden evlilik yapmayı talep etmeniz size helal kılındı. Onlardan (nikâh yaparak) faydalandıklarınızın (mehir) ücretlerini, (Allah tarafından belirlenmiş) bir farz olarak verin. (Mehir) belirledikten sonra aranızda karşılıklı rızaya dayalı anlaşır (haklarınızdan feragat ederseniz), sizin için bir günah yoktur. Şüphesiz ki Allah, (her şeyi bilen) Alîm, (hüküm ve hikmet sahibi olan) Hakîm’dir. (4/Nisâ 24) ► Sizden hür ve mümin kadınlarla evlenmeye güç yetiremeyenler, yanınızda bulunan mümin cariye hanımlarla evlensin. Allah imanlarınızı en iyi bilendir. Siz (imanda kardeş, insanlıkta eşit olduğunuz için) birbirinizdensiniz. Onları ailelerinin izniyle nikâhlayın ve (mehir) ücretlerini iyilikle verin. İffetli bir şekilde, zinaya düşmeksizin ve dost tutmaksızın (evlilik yapın). Evlendikleri zaman zina yaparlarsa, hür kadınların cezasının yarısı kadarıyla cezalandırılırlar. Bu (cariyelerle evlilik izni) sizden zinadan korkanlar içindir. (Evlenmeden) sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğafûr, (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm’dir. (4/Nisâ 25) Kur’ân-ı Kerîm’de evlenen erkeğin karısına vermek zorunda olduğu mehirle ilgili olarak müteaddit âyetler vardır. (en-Nisâ 4/4, 24) Birçok toplumda evlenme esnasında eşlerden birinin diğerine veya diğerinin ailesine para ya da sair bir mal verme geleneği vardır. Hıristiyanlardaki drahomada olduğu gibi zaman zaman aksi örnekleri görülmekte ise de umumiyetle kadın değil, erkek tarafı evleneceği kızın ailesine bazı hediyeler vermekte ve ödemelerde bulunmaktadır. Eski Türkler’de de bu anlamda olmak üzere kalın uygulaması vardır. Kalın evlenecek erkeğin müstakbel karısının ailesine yaptığı ödemeler anlamında kullanılmaktadır. Bu ödemeler mutlaka evlilikten önce yapılırdı. Benzer uygulamaya muhtelif adlarda (meselâ mehir, dowry) diğer toplumlarda da rastlanmaktadır. Bu yönüne bakarak evlenme akdinin eski dönemlerde bir satım akdi, erkeğin yaptığı edimin de bir satış bedeli olarak kabul edilip edilmediği tartışılmıştır. İslâm hukukundaki mehir uygulaması da bir yönüyle bu uygulamaya benzemektedir. Ancak yine de aralarında önemli bir fark vardır. İslâm hukukundaki mehir evlenecek kızın ailesine değil, doğrudan kendisine verilmekte veya doğrudan ona borçlu olunmaktadır. Dolayısıyla İslâm hukukunda uygulandığı şekliyle mehirin satış bedeline, evlenmenin de satım akdine benzetilmesi mümkün değildir. Çünkü nikâh akdini satım akdine benzettiğimizde satım bedeli bizzat satımın konusu olan kimseye verilmiş olmaktadır. Öte yandan evlenecek kızın evlenme sözleşmesinin tarafı olduğunda hiç tereddüt yoktur. Bir kimsenin bir akdin hem konusu hem de tarafı olması ve satım bedelini de bizzat alması hukuken mümkün değildir. Üstelik kadın almış olduğu bu mehir karşılığında Hanefîler’e göre herhangi bir çeyiz hazırlamak mecburiyetinde de değildir. Diğer mallarında nasıl tasarruf edebiliyorsa bunda da aynı şekilde tasarruf etme hak ve yetkisine sahiptir. Ayrıca mehir nikâhın şartlarından değil sonuçlarından biridir; nikâh esnasında belirtilmemiş bile olsa, hatta verilmeyeceği şart edilmiş bile bulunsa yine evlenen kadın mehire hak kazanır. Mehirin belirlenmemiş bulunması evlenmenin geçerliliğine halel getirmez. Bu yönüyle de mehir satım bedelinden ayrılmaktadır. Çünkü bir satım akdinde satım bedeli sonuç değil o akdin sıhhat şartlarından biridir. Satım bedeli belirlenmediğinde akid fâsid olur.
MEHİRLE İLGİLİ HADİSLER 3426-) Sehl İbnu Sa'd radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselam'a bir kadın gelerek: "Ey Allah'ın Resülü, dedi. Sana nefsimi bağışlamaya geldim.'' Aleyhissalatu vesselam kadına şöyle bir nazar edip sonra tepeden tırnağa gözden geçirdi, bir de sabit baktı ve sonunda (hiçbir şey söylemeden) başını yere eğdi. Kadın, Resûlullah aleyhissalatu vesselam'ın, hakkında hiç bir hükme varmadığını görünce oturdu. Derken bir adam doğrulup: "Ey Allah'ın Resülü! Sizin ona ihtiyacınız yoksa onu bana nikahlayın!'' dedi. Resûlullah aleyhissalatu vesselam: "Yanında (buna mehir olarak verecek) bir şeyler var mı?'' diye sordu. Adam: "Vallahi yok. Ey Allah'ın Resülü!'' deyince: "Ailene git, bir şeyler bulabilecek misin bir bak!'' dedi. Adam gitti ve az sonra geri geldi: "Hayır, vallahi ey Allah'ın Resulü hiç bir şey bulamadım!'' dedi. Resûlullah tekrar: "İyi bak, demirden bir yüzük de mi yok!'' buyurdu. Adam tekrar gidip yine geri geldi ve: "Hayır! Vallahi ya Resûlullah, demirden bir yüzük bile yok! Ancak işte şu izarım var, yarısı onun olsun'' dedi. Sehl der ki: "Adamın ridası yoktu'' Aleyhissalatu vesselam: "İzarın ne işe yarar? Onu sen giyecek olsan onun üzerinde bir şey olmayacak, şayet o giyecek olsa senin üzerinde bir şey kalmayacak!'' buyurdular. Bunun üzerine adam oturdu. Epey bir müddet oturduktan sonra, kalktı. Resulullah aleyhissalatu vesselam onun döndüğünü görünce, geri çağırılmasını söyledi. Adamı çağırdılar. "Kur'an'dan ne biliyorsun (hangi süreler ezberinde?)" diye sordu. Adam: "Şu şu süreleri biliyorum!'' diye bildiklerini saydı. "Yani sen bunları ezbere okuyor musun?" diye tekrar sordu. Adam: "Evet! '' deyince, Resûlullah aleyhissalatu vesselam: "Haydi git, ben kadını sana temlik ettim'' buyurdu.'' Bir rivayette: "Kur'an'dan bildiklerin(i öğretmen) mukabilinde onu sana nikahladım" buyurdu." Kaynak: Buhari, Nikah 6, 32, 35, 37, 40, 44, 50, 51, Vekale 9, Fedailu'l-Kur 'an 21, 22, Libas 49; Müslim, Nikah 76, (1425); Muvatta, Nikah 8, (2, 526); Ebu Davud, Nikah 31, (2111); Tirmizi, Nikah 22, (1114); Nesai, Nikah 62, (6, 113). Konu: Mehr 3427-) Ebu Davud da kaydedilen bir Ebu Hüreyre rivayetinde: "Kalk buna yirmi ayet öğret, o senin hanımındır" denmiştir. Kaynak: Ebu Davud Konu: Mehr 3428-) Yine Ebu Davud'un Cabir'den yaptığı bir diğer rivayette: "Resulallah: "Kim mehir olarak bir avuç kavud veya hurma verirse kadını kendine helal kılmış olur" buyurmuştur. Kaynak: Ebu Davud Konu: Mehr 3429-) Abdullah İbnu Amir babasından naklediyor: "Beni Fezre'den bir kadın bir çift ayakkabı mehir mukabilinde evlendi. Resûlullah aleyhissalatu vesselam: "Nefsin ve malın için bir çift ayakkabıya razı mısın?" diye sordu. Kadın: "Evet!" dedi. Resûlullah aleyhissalatu vesselam, bu evliliğe müsaade etti.'' Kaynak: Ebu Davud, Nikah 30 - 31, (2110, 2112); Tirmizi, Nikah 21, (1113). Konu: Mehr 3430-) Hz. Enes radıyallahu anh buyurdular ki: "Ebu Talha, Ümmü Süleym radıyallahu anh'la evlendi. Aralarındaki mehir müslüman olmaktı. Ümmü Süleym, Ebu Talha'dan önce müslüman olmuştu. Ebu Talha, Ümmü Süleym'i istetince, Ümmü Süleym: "Ben müslüman oldum, sen de müslüman olursan evlenirim'' dedi. Bunun üzerine o da müslüman oldu. Ümmü Süleym'in mehir olarak istediği şey müslüman olması idi.'' Kaynak: Nesai, Nikah 63, (2, 114). Konu: Mehr 3431-) Ebu'l-Acfa es-Sülemi anlatıyor: "Birgün, Hz. Ömer radıyallahu anh, cuma hutbesi verdi ve hutbede şöyle söyledi: "Sakın, kadınların mehirlerini artırmayın, zira bu, eğer dünya için bir şeref, ahiret için de bir takva olsaydı buna en çok Resulullah layık idi. Halbuki O, kadınlarından veya kızlarından hiç birine oniki okiyyeden fazla mehir takdir etmemiştir'' Kaynak: Konu: Mehr 3432-) Hz. Aişe radıyallahu anha 'ya: "Resulullah aleyhissalatu vesselam'ın hanımlarına verdiği mehir ne idi?'' diye sorulmuştu şu cevabı verdi: "Oniki okiyye ve bir neşş idi. Neşş nedir biliyor musunuz? Yarım okiyyedir. Bunun tamamı beşyüz dirhem eder." Kaynak: Müslim, Nikah 78 (1426); Ebu Davud, Nikah 29, (2105); Nesai, Nikah 66, (6, 116, 117). Konu: Mehr 3433-) Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatü vesselam, Safiyye radıyallahu anha'yı şad etti ve onun azadlığını mehri yaptı.'' Kaynak: Buhari, Nikah 68, Büyü 108, Cihad 74; Müslim, Nikah 78, (1365); Ebu Davud, Nikah 6, (2054); Tirmizi, Nikah 23, (1115); Nesai, Nikah 64, (6, 114). Konu: Mehr 3434-) Yine Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Abdurrahman İbnu Avf radıyallahu anh Medine'ye gelince Resulullah aleyhissalatu vesselam onu Sa'd İbnu Rebi el-Ensari ile kardeşledi. el-Ensari (zengin birisiydi ve) iki hanımı vardı. Abdurrahman'a malını ve ehlini yarı yarıya paylaşmayı teklif etti. Abdurrahman: "AIlah malını ve ehlini sana mubarek kılsın. Bana pazarı göster kafi!'' dedi. Pazara geldiler. O gün keş ve yağ alıp satmaktan bir miktar kazanç elde etti. Bir müddet sonra, Resulullah aleyhissalatu vesselam, onunla karşılaşınca, üzerinde sürünme maddesinin izlerini gürdü ve: "Hayırdır! Neler oldu Ey Abdurrahman?" diye sordu. "Ensari bir kadınla evlendim!" dedi. Resulullah: "İyi de kadına mehir olarak ne verdin?" buyurdu. Abdurrahman: "Bir nevat (beş dirhem) altın!" deyince. Aleyhissalatu vesselam: "Bir de ziyafet ver, bir tek koyunla da olsa!" ferman etti." Bir rivayette "...altın" kelimesinden sonra "Allah sana mübarek kılsın" ziyadesi vardır. Kaynak: Buhari, Nikah 7, 49, 54, 56, 68, Büyü 1, Kefalet 2, Edeb 67, Da'avat 53, Menakıbu'l-Ensar 3, 50; Müslim, Nikah 79, (1427); Muvatta, Nikah 47, (2, 545); Tirmizi, Nikah 10, (1094); Ebu Davud, Nikah 30, (2109); Nesai, Nikah 67, (6, 119). Konu: Mehr 3435-) Ümmü Habibe radıyallahu anha'nın anlattığına göre, Ubeydullah İbnu Cahş'ın nikahı altında idi. Ubeydullah Habeşistan'da vefat etti. Necaşi rahimehullah, onu Resûlullah aleyhissalatu vesselam'a nikahladı. Ve Resulullah'a bedel, Ümmü Habibe'ye dörtbin dirhem mehir verdi. Sonra onu, Aleyhissalatu vesselam'a Şürahbil İbnu Hasene ile birlikte gönderdi ve (mehir miktarını) Resulullah'a mektupla bildirdi. Resulullah aynen kabul etti." Kaynak: Ebu Davud, Nikah 29, (2107- 2108) Konu: Mehr 3436-) Ukbe İbnu Amir radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselam bir adama: "Sana falan kadını nikahlasam razı mısın?'' diye sordu. Adam, "Evet! '' deyince, bu sefer o kadına sordu: "Seni falan erkekle nikahlasam razı olur musun?" Kadın, "Evet!" deyince bunları birbirlerine nikahladı. Erkek, kadınla gerdeğe girdi, ama kadın için bir mehir belirlemedi, herhangi bir şey de vermedi. Bu erkek, Hudeybiye gazvesine katılanlardan biriydi, Hayber'de onun da hissesi vardı. Adam öleceği zaman: "Resûlullah falan kadını bana nikahladı ama ben ona bir mehir belirlemedim, peşin olarak dabir şey vermiş değilim. Şimdi sizleri şahid kılıyorum, kadına mehir olarak Hayber'deki hissemi veriyorum!'' dedi. Kadın onu aldı ve erkeğin vefatından sonra yüzbin (dirhem)e sattı." Kaynak: Konu: Mehr 3437-) Ravilerden biri, bu hadisin baş kısmına şu ilavede bulundu: "Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Nikahların en hayırlısı en kolayıdır." Kaynak: Ebu Davud, Nikah 32, (2117). Konu: Mehr 3438-) İbnu Mes'ud radıyallahu anh'ın anlattığına göre ona, kocası ölen bir kadından soruldu, kocası ona mehir tesbit etmemiş, henüz kendisiyle gerdek de yapmamış. Kadına şu cevabı verdi: "Kadın mehrin tamamını alır (ne eksik, ne fazla ) iddet bekler ve miras'a da iştirak eder. Ma'kıl İbnu Sinan söz alarak dedi ki: "Resûlullah aleyhissalatu vesselam'ı işittim, Berva' Bintu Vaşık için bunun misli bir hüküm vermişti." Bu açıklamaya İbnu Mes'ud sevindi." Kaynak: Ebu Davud, Nikah 32, (2114); Tirmizi, Nikah 44, (1145); İbnu Mace, Nikah 18, (1891); Nsai, Nikah 68, (6, 121). Konu: Mehr 3439-) Nafi anlatıyor: "Ubeydullah İbnu Ömer'in bir kızı vardı. Annesi de Bintu Zeyd İbni'l-Hattab idi. Bu kız, Abdullah İbnu Ömer'in bir oğlunun nikahı altında idi. Oğlan, Zeyd İbul'-Hattab'ın kızıyla gerdek yapmadan vefat etti, üstelik henüz mehir de tesbit etmemişti. Kızın annesi, Abdullah 'a gelerek kızın mehrini taleb etti. İbnu Ömer radıyallahu anh kadına: "Kızınıza mehir yoktur. Eğer mehir olsaydı onu asla tutmaz verirdim, aksi halde kıza zulmetmiş olurum'' dedi. Kadın onun hükmünü kabül etmek istemedi. Aralarında, Zeyd İbnu Sabit radıyallahu anh'ı hakem yaptılar. O, kızın mehir hakkının bulunmadığına, fakat mirasa iştirak hakkı olduğuna hükmetti." Kaynak: Muvatta, Nikah 10, (2, 527). Konu: Mehr 3440-) İbnu Ömer radıyallahu anhüm demiştir ki: "Boşanan her kadının bir istifade (tazminat) hakkı vardır. Bu tazminattan, kendisine mehir tayin edildiği halde, temas vaki olmadan boşanan hariçtir. Böyle bir kadın, kendisi için tesbit edilen mehrin yarısını alır." Kaynak: Muvatta, Talak 45, (2, 573). Konu: Mehr 3441-) İbnu'l-Müseyyeb anlatıyor: "Hz. Ömer radıyallahu anh: "Nikahda perdeler indirildi mi mehir vacib olur '' diye hükmetti.'' Kaynak: Muvatta, Nikah 12 (2, 5285.) Konu: Mehr 3442-) İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: "Hz. Ali, Fatıma radıyallahu anhüma'yı nikahlayınca, hemen gerdek yapmak istedi. Resûlullah aleyhissalatu vesselam ise, mehir olarak bir şeyler verinceye kadar buna mani oldu. Hz. Ali radıyallahu anh: "Benim verecek bir şeyim yok!" demişti. Aleyhissalatu vesselam: "Ona zırhını ver!" buyurdu. Hz. Ali radıyallahu anh (bu maksadla) zırhını verdi, sonra da gerdek yaptı." Kaynak: Ebu Davud, Nikah 36, (2125, 2126); Nesai, Nikah 76, (6, 129). Konu: Mehr 3443-) Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselam, bana, kocası kadına bir şey vermezden önce kadını kocasına göndermemi emretti." Kaynak: Ebu Davud, Nikah 36, (2128). Konu: Mehr 3444-) Ukbe İbnu Amir radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Yerine getirilmeye en ziyade layık olan şart, ferçleri helal kılmak üzere kabul ettiğiniz şartlardır." Kaynak: Buhari, Nikah 52, Şurüt 6; Müslim, Nikah 63, (1418); Ebu Davud, Nikah 63, (2139); Tirmizi, Nikah 31, (1127) ; Nesai, Nikah 42, (6, 92, 93).MEHİRİN ÖNEMİ NEDİR? İslâm dünyasının önemli bir kısmında uygulanma imkânı bulan Hanefî görüşünü dikkate alırsak İslâm hukukunda mehirin kadını hem evliliğe ısındırmak hem de ona belli bir malî güç kazandırmak düşüncesiyle getirilmiş olduğunu söylememiz gerekir. Özellikle kocanın sahip olduğu tek taraflı irade beyanıyla boşama yetkisini kötüye kullanması durumunda kadın böyle bir malî imkâna fazlasıyla ihtiyaç duyacaktır. Boşanma hakkının suistimal edildiği bölgelerde mehir miktarının yüksek tutularak bu suistimale belirli ölçüde engel olunması da mehirin kadına ve evlilik birliğine kazandırdığı bir başka avantaj olmaktadır. Mehirin mahiyeti ve çeyiz konusunda Mâlikîler Hanefîler’den farklı düşünmekte ve mehiri âdeta evliliğin kuruluş harcamalarına kocanın önceden yapmış olduğu bir ödeme olarak kabul etmektedirler. Çünkü onlara göre kadın almış olduğu mehir karşılığında ve onunla orantılı bir çeyiz hazırlamak mecburiyetindedir. MEHİRİN MİKTARI NE KADARDIR? Mehir olarak her türlü mal veya parasal değeri olan her türlü menfaat tesbit edilebilir. Mehirin en az miktarı Hanefîler’e göre 10 (ilk asırda 10 dirhem yaklaşık iki koyun bedeli idi), Mâlikîler’e göre ise 3 dirhem gümüştür. Şâfiî ve Hanbelî hukukçulara göre ise mehirin bir alt sınırı yoktur, tıpkı bir üst sınırı olmadığı gibi. Mehirin üst sınırının olmadığı konusunda Hanefî ve Mâlikîler de diğer iki mezhep gibi düşünmektedir. Hz. Ömer kendi halifeliği dö- neminde evlilikleri kolaylaştırmak için mehire üst sınır getirmek istemiş, fakat bir kadının “Onlara kantarla vermiş olsanız da hiçbir şeyi geri almayın” (en-Nisâ 4/20) âyetini delil getirmesi karşısında bu düşüncesinden vazgeçmiştir. Mehir nikâh anında belirlenip belirlenmemesine göre ikiye ayrılmaktadır. Eğer nikâh anında belirlenmişse buna mehr-i müsemmâ, belirlenmemişse buna da mehr-i misil denir. Misil mehir evlenen kızın akrabaları arasında her bakımdan kendi konumundaki kızlara ödenen mehir demektir. Bir anlamda rayiç mehir olmaktadır. Evlilik sırasında mehir belirlenmemişse veya bir sebeple belirlenen mehir geçersiz sayılırsa o zaman evlenen kadın misil mehire hak kazanır. Mehir, ödenme zamanına göre de muaccel veya müeccel mehir diye ikiye ayrılmaktadır. Muaccel mehir evlilik anında peşin olarak ödenen mehir demektir. Ödenmesi sonraya bırakılan mehire de veresiye mehir anlamında müeccel mehir denmektedir. Ödenmesi sonraya bırakılan mehir için bir ödeme zamanı belirlenmişse o zaman ödenir. Ancak genellikle yapıldığı üzere bir vade belirtilmemişse mehirin vadesi boşanma anında veya taraflardan birinin ölmesi durumunda gelmiş kabul edilir. Sahih bir evliliğin ardından mehirin ödenmesinin gerekli olması, bir başka ifadeyle mehir borcunun doğması için ya evlenen kadın zifaf için hazır olmalı ve aralarında sahih halvet vuku bulmalı veya taraflardan birisi nikâhtan sonra ve zifaf veya sahih halvetten önce ölmüş bulunmalıdır. Sahih halvet eşlerin izni olmadan kimsenin giremeyeceği, erkek ve kadının, kimsenin göremeyeceği, uğrayıp rahatsız edemeyeceği bir mekânda baş başa olmaları anlamına gelmekte ve bazı bakımdan zifafla aynı hukukî sonuçları doğurmaktadır. Nikâh akdi yapıldıktan sonra, fakat zifaf veya sahih halvetten önce bir ayrılık vuku bulursa ayrılığa kimin sebep olduğuna bakılır. Eğer ayrılığa erkek sebep olmuşsa mehirin yarısını karısına ödemelidir. Ayrılığa kadın sebep olmuşsa veya erkek velisinin kendisi adına yapmış olduğu evliliği bulûğ muhayyerliği denilen seçim hakkını kullanarak bozmuşsa eski karısına mehir adına herhangi bir ödeme yapması gerekmez.
KURANDA 4 EŞ ALMAK EMİR DEĞİL RUHSATTIR Kuranda 4 eş alma emri var mıdır? Dikkat edin emri diyorlar izni demiyorlar. Çünkü işlerine öyle geliyor. Kadınlara ne yapalım Allah öyle emretti mecburuz almaya diye kandıracaklar ya. Alıştılar ayetleri istedikleri gibi eğip bükmeye ya. Evet Kuran-ı kerimde 4 eşe kadar evlenme izni vardır. İşte ayet AYET: (Nisa.3)Eğer yetim kızlar hakkında eğer adalet edememekten korkarsanız, sizin için helal olan kadınlardan ikişer üçer dörder alın. Haksızlık yapmaktan korkarsanız, bir tane alın. Bu adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır.'' Sayın okurlar bu ayette kesinlikle 4 eş alın emri yoktur. Yalnızca izni vardır. Bildiğiniz gibi Kuranı-kerim her türlü ihtimali göz önüne alır. Her konuya her probleme her soruna duyarlıdır. Ve kıyamete kadar olabilecek her probleme çözüm sunar. Yüzyıl önce rahman suresindeki(merecel bahreyni yeltegiyan. beynuhüma berzehull yebğiyan) ayetlerini herkes okur; ama anlayamazlardı bildiğiniz gibi bu ayetlerde denizlerin ikiye ayrıldığını ilahi bir sınırla ve bir tarafında tatlı su öbür tarafında tuzlu su olduğunu okurlar fakat teknik olmadığı için tam olarak ne dediğini anlayamazlardı. Ne zamanki denizler keşfedildi bu ispatlandı. Daha açık örnek vereyim. AYET: (isra.44)''Yedi gök ve arz ve bunun içinde bulunanlar, onu tesbih ederler, onu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ama siz onların tesbihlerini anlamazsınız '' Bu ayeti okuyan Müslüman insanların ve hayvanların tesbihini az çok anlıyor ama bitkilerin ve cansızların tesbihini bir türlü anlamıyorlardı. Öyle ya her şey Allaha tesbih ediyor. Allah(cc) öyle buyuruyor. Ne zamanki maddenin en küçük parçasının atom olduğu ortaya çıktı. Ve atomun içinde çekirdek ve çekirdeğin etrafında dönen ve büyük bir enerjisi olan elektronların sürekli döndüğü ortaya çıktı anladık ki bütün cansız varlıklarda Allah’ı hem zikrediyor. Hem de kendilerine göre ibadet ediyorlar; yani dönüyorlar. Biz hac ta tavafında hikmetini ancak atomun icadıyla anladık. Tavaf Dünyanın, bütün gezegenlerin ve bütün gördüğümüz görmediğimiz. Canlıların en küçük parçasının dahi dönerek; Allah’ı zikrettiğini tavafında buna işaret ettiğini anladık. Elbette bizim anlayamayacağımız ama bin yıl sonraki insanların anlayacakları ayetlerde var. Kuran öyle bir mucize ki herkes tahsili, ilmi, zekası ve görgüsü oranında bir şeyler anlar. İlim ilerledikçe ayetlerin derin anlamları da ortaya çıkar. Konumuz olan ayete gelirsek eskiden veya gelecekte savaşlarda erkeklerin büyük bir kısmının yok olduğunu ve kadınların yetim ve dul kaldıklarını düşünün işte böyle bir durumda verilen ruhsat olsa gerek. Kaldı ki burada 4 eşe değil tek eşe tercih vardır. Sizin için en uygun olan tek eş denilmektedir acaba bu niçin gözlerden kaçırılıyor. Tercih olan değil de ruhsat olan a dönülüyor bu ayet tam tersi olsaydı yani bir eş almaya size müsaade var ama siz 4 eş tercih edin denseydi tek eşimi tercih edeceklerdi hayır Allah 4 eş daha hayırlıdır diyor; bizde daha hayırlısını tercih ediyoruz demeyecekler miydi? Yani kendi çıkarları doğrultusunda hareket edeceklerdi. AYET:(Nisa 129) bu ayette de Allah(cc) çok eşliliğin zor olduğunu bildiriyor ve tek eşi tavsiye ediyor.
İSLAMDA NİKAH Sayın okurlarım yazılarıma gösterdiğiniz ilgi ve alakadan dolayı hepinize teşekkür ediyorum. O kadar ilgi gösteriyorsunuz ki daha yazımı bitirir bitirmez yüzlerce kişi okuyor, hele 1 gün geçtiyse okuyucu sayısı binlere ulaşıyor. Allah(cc) hepinizden razı olsun. bu bana moral veriyor. Yazılarımda imla hataları var o nedenle sizlerden özür diliyorum. Fakat imla kurallarına uyayım derken motivasyonum bozuluyor. Kafam dağılıyor. Anlayış göstermenizi rica ediyorum. ilerde tekrar elden geçiririz inşallah. Binlerce kişi okudu ama senin yazdıkların yanlış doğrusu budur diyen çıkmadı henüz. Eğer olursa elbette onu da sizinle paylaşırım. Benim şu an yaptığım yıllar önce kaleme alıp yazdığım bir kitabı bilgisayar ortamına aktarmaktır. Allah(cc)bizlere Kuranı ve İslam’ı iyi anlamayı, anladıkları ile amel etmeyi, mutlu, sağlıklı, huzurlu, sevdikleri ile beraber ömür sürmeyi, kalbinde iman, dilinde dua, elinde kuran, aklında islam, işinde iyilik, aşında helal, ticaretinde bereket, evinde huzurlu olmayı hepimize nasip etsin inşallah. selam ve dua ile. NİKAH: Sayın okurlarım dinimizde nikah konusunda maalesef birçok konuda olduğu gibi doğru bilinen yanlışlar var. İslam da nikah konusuna gelmeden önce İslam’dan önceki durum ne idi onu biraz irdeleyelim. İslam’dan önce kadın insan değil alınıp satılan bir mal idi. Kız çocuğu olan ana babalar ilerde kızlarının başına geleceklerini bildiği için kız çocuklarını ergenliğe ermeden öldürüyorlardı. Kuran-ı kerim bu duruma son vermiştir. Bakın bu konuyu Kuran-ı kerim nasıl açıklıyor.(nahl58-59)”Onlardan birine bir kızın doğduğu müjdelenirse yüzü kızarır. Hiddetinden köpürür. Kendisine verilen müjdeden dolayı halktan gizlenir. Rezilliğe katlanmak mı? Yoksa toprağa gömmek mi? Gerekir diye düşünür. Dikkat edin onlar ne kadar kötü hükümlüdür. ”Hz Ömer(ra) diyor ki Cahiliye devrinde yapmış olduğum iki şeyden birini hatırlayınca gülerim. Ötekini hatırlayınca da ağlarım. Kahkahayla güldüğüm olay şudur. Helvadan putlar yapar yaptığımız putlara tapardık. Öyle zaman gelirdi ki acıkır yiyecek bir şey bulamayınca taptığımız putları afiyetle yerdik. Bunu düşündükçe ne kadar cahil olduğumuzu anlar kahkahalarla gülerim. Ağladığım ve kahrolduğum olaya gelince ilerde yüzümüzü kara çıkarmasınlar diye kızlarımızı diri diri toprağa gömerdik. Benimde kızım olmuştu. Fakat o kadar güzel o kadar iyi idi ki anlatamam bir gün kızımı diri diri gömmek için çöle götürdüm. Çukur kazmaya başladım. Kızım konuşabilecek ve anlayabilecek yaştaydı. Kızım kendisini gömeceğimi bile bile hem çukur açmada bana yardım ediyor, hem terimi siliyor, hem de gözyaşlarımı siliyordu. Buna rağmen kızımı diri diri toprağa gömdüm. Bu olayı hatırladıkça sanki kalbime hançer saplanıyor kahroluyorum.(Buhari-Müslim)Sayın okurlarım yukarıda zikrettiğimiz ayeti kerime ve hadisi şerif İslam’dan önce kadının durumunu yeteri kadar açıklıyor sanırım. İSLAMDAN ÖNCE KADININ DURUMU İslam’dan önce erkekler kadınlara zorla varis oluyorlardı. Varislerin biri gider Ölenin karısının üzerine elbisesini atarak ona varis olduğun gibi bende sana varis odum der. Bundan sonrada isterse o kadını evlendirir. Mehirinin tamamını alır. Yani kadını parayla satar. Yahutta elinden malını alır. Kendisine hizmet ettirirdi. İslam bunu da yasakladı. AYET: (Nisa.10)”Ey iman edenler kadınlara zorla varis olmanız helal değildir. Onlara verdiklerinizden bir kısmını geri almak için onları sıkıştırmayın.” İslam’dan önce kişi üvey annesiyle evlenip onun malını alıyordu. İslam bunu da yasakladı. AYET: (Nisa.22)”Babalarınızın nikahladığı kadınları nikahlamayın, geçen geçmiştir. Bu hareket hayasızlıktır. Pek çirkin bir yoldur.” Görüldüğü gibi hiçbir sosyal hakka sahip olmayan mal gibi alınıp satılan kadın İslam’ın gelmesiyle sosyal ve hukuksal haklara kavuşmuştur. EVLENMEK DİNİMİZE GÖRE FARZDIR Evlenmek dinimize göre farzdır. İşte ayet AYET: (Nur.32)”İçinizde evli olmayanları, köle ve cariyelerinizden nikaha layık olanları evlendirin. Eğer onlar fakir ise Allah onları keremiyle zengin eder.” bu ayetten anlıyoruz ki oğlu kızı hizmetçi si olan kişi bekar olanları ve yaşı gelenleri bir veli olarak evlendirmek zorundadır. Dikkat ederseniz evlensinler denmiyor evlendirin buyruluyor. Bu nüansa dikkat edelim lütfen. Üstelik hiçbir mazeret kabul etmiyor. Efendim işi yok parası yok geçinemez gibi mazeretler bu ayete göre geçersizdir. Çünkü onlar fakir ise ben onları zengin ederin buyuruyor. Kim Allah biz ne yapıyoruz. Çocuğun işi yok mesleği yok ben fakirim çocuğum fakir mazeretine sığınıyoruz. Böylece bilmeyerek Allaha isyan etmiş oluyoruz. Allah diyor ki sen fakirliği öne sürme onu evlendir onu ben zengin ederim. Biz ne yapıyoruz Allaha inanmıyoruz sen öyle diyorsun ama ben bildiğimi okurum fakir çocuğumu evlendirmem demiyor muyuz? Sayın okurlarım bilmeyerek öyle hatalar yapıyoruz ki inanılamaz ama bu tabi bilmememizden kaynaklanıyor. Allah affeder inşallah. Dinimize göre evlenen her erkek nikahladığı kadının maddi ve manevi her türlü sorumluluğunu ondan ayrılıncaya kadar üzerine almıştır. İşte ayet AYET: (Nisa.21)”Onlar sizden ağır bir misak(vazgeçilemez ağır anlaşma, akit)aldı. ”İslam’a göre evlilikte kadınlarla erkekleri birleştiren şey sukun ve huzurdur. Böylece ruhlar huzura erer sevgi ve şevkate ulaşır. Bu husus ayette şöyle açıklanır. AYET: (Rum.21)”Onun ayetlerinden biride size kendinizden huzur ve sukune kavuşacağınız. Eşler yaratmasıdır. Aranıza sevgi ve merhamet koydu Bunda düşünenler için dersler vardır.”(sayın okurum burada bir parantez açmak istiyorum müteşabih konusunda değineceğim inşallah fakat yeri geldi biraz bahsedeyim Kuran-ı kerimde ayet sadece kuranın bölümleri anlamında kullanılmaz. Arapça da ayetin birçok anlamı vardır. işte bu ayette geçen ayet kelimesi Allah’ın kanunları, mucizeleri, kuralları, düzeni anlamında kullanılmıştır. Ancak Ali İmran suresi 7. ayeti bazı alimler Kuranın içindeki cümleler olarak almışlar ve buradan yola çıkarak kuranın ayetlerini kimse anlayamaz demişler ve İslam’a büyük zararlar vermişlerdir. Müteşabih konusu gelince ayrıntı vereceğim inşallah.)Konumuza dönersek İslam evlilikte karı kocayı birbirinin tamamlayıcısı olarak görür. Tıpkı bir elbise gibi işte ayet AYET: (Bakara-187) ”Onlar sizin için bir elbise sizde onlar için bir elbisesiniz’’ KARI KOCA BİRBİRİNİN ELBİSESİDİR Ne güzel bir ifade Allah’ım siz birbirinin için elbisesiniz. Elbisesi olmayan ne olur çıplak kalır kocası olmayan kadın ve karısı olmayan erkekte çıplak kalmıştır. Dinimiz karı ve kocanın birbirleri üzerinde hakları olduğundan bahseder. İşte ayet AYET: (Bakara-228)”Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi kadınlarında erkekler üzerinde hakları vardır.” Bu hakların neler olduğunu ilerde açıklayacağız inşallah. Sayın okurlarım dinimiz ruhbanlığı yasaklamıştır. Ruhbanlık bilindiği gibi Allah’ın emri olmadığı halde güya Allaha daha yakın olmak maksadıyla fazla ibadet yapmak Allah’ın helal kıldığı şeyleri yapmamaktır. Halbuki Allah(cc)kullarına gücünün yetmeyeceği şeyleri yüklemez. Bakınız(Bakara.285) Allah’ın emretmediği yükü yüklenmek zamanla insanı bıkkınlığa, ümitsizliğe sevk eder ve zamanla Allah’ın emrettiklerini bile yapmaz hale gelir. Bunu peygamberimiz(sav) kesinlikle yasaklamıştır. İşte hadis. HADİS:’’3 kişi peygamberimizin hanımlarına peygamberimizin ibadetinden sorarlar. Aldıkları cevap onları tatmin etmez ve peygamberimizin ibadetini küçümserler. Ve birisi sürekli gece namaz kıldığını, ikincisi sürekli oruç tuttuğunu, ötekisi ise sürekli kadınlardan uzak durduğunu söyler. Bunu işiten peygamberimiz(sav)bu üç adamı yanına çağırarak şöyle der. Size ne oluyor ki şöyle şöyle demişsiniz. Fakat ben hem namaz kılıyor hem uyuyorum. Bazen oruç tutuyorum bazen tutmuyorum. Kadınlarla da evleniyorum. Kim benim sünnetimi terk ederse benden değildir.(Müslim, nikah.5)Peygamber efendimizin kadına verdiği önemi şimdi yazacağım hadisi şeriften anlayacaksınız. Hanım kardeşlerim bilhassa siz lütfen bu hadisi şerifi defalarca tekrar tekrar okuyunuz. Peygamberimizin size ne kadar büyük önem verdiğini anlayınız ve tanıdığınız bütün hanımlara aktarınız lütfen işte HADİS: ‘’Mümin(erkek)Allah korkusundan ve ona itaatten sonra iyi bir kadından yararlandığı kadar hiçbir şeyden yararlanmamıştır. Çünkü ona emretse sözünü dinler, yüzüne baksa kendisini sevindirir, üzerine yemin etse yeminini doğru çıkarır. Başka tarafa gitse namusunu ve malını korur.(İbni mace.5) Aman Allah’ım doğrusu kıskandım kadınları bu ne büyük lütuf be ne büyük iltifat. Erkeklere diyor ki Peygamberimiz. Allaha imandan sonra size verilen en büyük nimet kadınlardır. Onların kıymetini bilin. Sayın okurlarım elinizi vicdanınıza koyun bu kadar kadına önem veren bir din hiç kadının hakkını yer mi? NİKAHIN HÜKMÜ 5 TİR Nikahın hükmü evleneceklerin durumuna göre 5 e ayrılır .1-Evlenmediği takdirde harama yönelmesi kesin olan kimsenin evlenmesi farzdır. 2-Evlenmediği takdirde harama yönelmesi kesin olmayanın evlenmesi vaciptir. 3-Evlenince eşine zulüm yapacağı kesin olanın evlenmesi haramdır 4-Eşine zulüm yapacağından şüphelenilenin evlenmesi mekruhtur. 5-Evlendiği takdirde eşini mutlu edeceği kesin olan fakirin evlenmesi sünnettir. Kaynak(elmevsisi.3.82) EŞ SEÇİMİNDE ÖNCELİK: Evlilikte eş seçimi çok önemlidir. Nitekim Peygamberimiz(sav) HADİS:” Kadınlarla 4 şeyden dolayı evlenilir. 1- Bir kadında aranması gereken birinci şarttır. Dindar olmayan kadın kocasına itaat etmez ona başkaldırır, kocasını aldatabilir. Çocuklarına dini terbiye vermez. Evde huzur kalmaz. O nedenle Peygamberimiz.(sav) HADİS: ‘’Kadınlarla dört şeyden dolayı evlenilir. Malı, soyu, güzelliği ve dindarlığı sen dindar olanı seç mutlu olursun.(buhari.nikah.15,ebu Davut, Nikah.2)Tabi ki erkekler içinde aynısı geçerlidir. Evlenmede öncelik verilecek olanlar 2-AHLAK: Kadında ve erkekte aranması gereken ikinci özellik güzel ahlaktır. Ahlakı bozuk olan kadın veya erkek karşı tarafa dünyayı zehir eder, küfreder, şikayeti bitmez, hiçbir şeyi beğenmez, havalı olur. Eski sevgilisini unutmaz, aşırı müsrif olur, geveze olur, utanması olmaz inat olur, şımarık olur, dedikodu yapar, iftira eder, ara açar, alay eder, küçük görür, hoppala olur. Velhasıl böyle bir kadının veya erkeğin kahrı çekilmez. 3-GÜZELLİK: Kadında güzellik ve erkekte yakışıklılık aranır. Ancak aşırı güzel veya aşırı yakışıklının şeytanı bol olur. Aldatma riski çok fazladır o nedenle yüzüne bakılacak ve senin gözünü dışarıya sarktırmayacak kadar güzel veya yakışıklı seç. 4-MİHRİNİN AZ OL OLMASI: Bilindiği gibi mehir nikahın şartıdır ve kadının hakkıdır. Ancak bu mehir kocanın ocağını söndürecek kadar fazla olmamalıdır. Kocanın gücüne göre tesbit edilmelidir. Kadın aşırı mehir istiyorsa bu kadınla evlenilmez çünkü kadının derdi koca değil yuva değil paradır. Tabi bu erkek içinde geçerlidir kadını zenginliğinden dolayı alacak olan kocaya varılmaz. Çünkü onun derdi nikah ve yuva değil paradır. 5-ÇOCUK SEVGİSİ: Çocuk sevgisi olmayan kadında alınmaz. Erkekle de evlenilmez .6-BEKARLIK: Mümkünse bekar alınmalıdır ister kız olsun ister erkek olsun denklik çok önemlidir ilerde gelecek. 7-ASALET: Kadında ve erkekte mutlaka asalet aranmalıdır. Detay yazmama gerek yok okuyucularım benden güzel yorumlar yapacaktır eminim. 8-AKRABA OLMAMALI: Mecbur kalmadıkça yakın akraba ile evlenmemelidir. Çünkü evlilikte amacın biriside akrabayı çoğaltmaktır. Kaldı ki akraba arsındaki evliliklerde sorun yaşandığında akrabalık bağları kopmaktadır. 9-KISIRLIK: Erkek veya kadın kısır olmamalıdır çünkü evlilikteki birinci amaç nesli sürdürmektir. 10-DENKLİK: (kefaet)eşler arasında denklik olmalıdır. Bu yaş, soy, zenginlik, sosyal yaşam konularında eşler bir bine denk olmalıdır. aşırı yaş farkı, aşırı zenginlik farkı, aşırı sosyal fark, aşırı soy farkı her zaman problem çıkarır. KOCANIN GÖREVLERİ: 1-Düğün yapmak 2-Güzel geçinmek 3-Kadına siyaset yapmak kılıbık ve kazak arası olmak. Annesiyle eşinin arasında siyaset yapmak. Çünkü kaynana gelinini gelin kaynanasını aşırı kıskanır. Erkeği bir türlü paylaşamazlar. Eş anayı, ana eşi sürekli kötüler. Akıllı erkek ikisini de idare eder. Anasına o cahil boş ver aldırma, karısına o yaşlı aldırma gibi. 4-Kadının namusunu korumak 5-Karısıyla şakalaşmak oynaşmak eğlendirmek neşe vermek. 6-Geçimini temin etmek 7-Karısını öğretmek terbiye vermek. 8- Karısını yatakta yalnız bırakmamak. 9-Karısının ve çocuklarının iaşesini temin etmek 10-Karısını başkalarının yanında küçük düşürmemek, onu onere etmek. 11-Döğmemek, sövmemek, hakaret etmemek, sürat asmamak 12-Sağlığı ve morali ile yakından ilgilenmek. 13-Karısının akrabalarıyla iyi geçinmek onlara saygı duymak ve ziyaretlerine gitmek. 14-Karısınında kendisi gibi insan olduğunu canı sıkılabileceğini bilip ara sıra gezdirmek hava aldırmak. 15-Eline geçen parayı dışarda içkide kumarda, arkadaşlarıyla eğlencelerde yememek. 16- Evin ihtiyaçlarını karşılamak(mobilya, beyaz eşya çocuklara oyuncak v.b)Bakın peygamberimiz bu konuda ne buyuruyor. HADİS: ”Allah katında en büyük sadaka kocanın evine eşine ve çocuklarına harcadığı paradır.”(Buhari-Müslim)Ey dışarda parasını harcayan evini ihmal eden erkekler. Duyuyorsunuz değil mi? başkalarına hava atmak için sağa sola para saçacağınıza evinize bir ekmek götürün sadaka sevabı alın. Sayın okurlarım Bu saydığımız maddelerin tamamı ya hadistir ya ayettir. Hadis ve ayetleri maddeler haline getirdim ki daha iyi akılda kalsın. İslam hukukuna göre nikah akdi hem medeni bir muamele hem de bir ibadettir. Çünkü ibadetin rukun ve şartlarını islam hukuku belirlediği gibi nikahın rukun ve şartlarına da islam hukuku belirler. Nitekim Peygamberimiz(sav) HADİS: Sizden birinin evliliğinde sadaka sevabı vardır.(müslim.zekat.52) NİKAHIN ŞARTLARI: 1-İmam şafii, imam malik ve imamı hanbeliye göre nikahta velinin bulunması şarttır. Veli kadının en yakını olan erkektir. bu mezheplerin dayandığı deliller şunlardır. AYET: (Bakara.232) ”Kadınların kendilerini kocalarına nikah etmelerine engel olmayın” Bu ayeti kerimede velilerin dul kadının evlenmesine engel olmamaları istenmektedir. Eğer kadın tek başına karar verme yetkisi olsaydı velilere böyle bir ihtar gerekmezdi. AYET: (Nur.32)”içinizdeki bekarları evlendirin. ”Bu ayette de bekarlar evlensin denmiyor bekarları evlendirin deniyor. Velilere bir çağrı var burada. AYET: (Bakara.221) ”İslam’ı kabul etmedikçe mümin kadınları Allaha ortak koşan erkeklere nikahlamayın” Burada da veliye işaret vardır. HADİS: Herhangi bir kadın velisinin izni olmadan evlenirse onun nikahı batıldır batıldır(3 kere tekrarlamıştır).(Ebu davut.nikah.19,tirmizi.nkah. 14)Ayrıca kadın kadını evlendiremez. HADİS: ”Kadın kadını evlendiremez kadın kendi kendini de evlendiremez.(ibni mace.15)Velisiz nikah olmayacağına dair bir hadisi şerifte şudur. HADİS: ”Nikah ancak veli ile olur.”(buhari nikah.36,ebu davut. nikah.19,tirmizi.nikah.14) Bazı alimler velinin şart olmadığını iddia ediyorlar ve delillerini şu ayete dayandırıyorlar. AYET: (Ahzap.50)”Eğer mümin bir kadın kendisini peygambere hibe edipte peygamberde onu nikahla almak isterse (diğer müminlere değil) sırf sana mahsus olmak üzere helal kıldık.”(meal.diyanet.423) Bu ayette alimlerin gözden kaçırdıkları veya gözden kaçırttırdıkları şey şudur. Sadece sana mahsus olmak üzere denilmektedir(halisetenleke(sana özel, mindunilmüminine (başka müminlere değil) Az çok Arapça bilenler bunu kolaylıkla anlar, kaldı ki tüm meallerde böyle vermektedir. Şimdi peygamberimize özel olduğu açıkça belli olan bu ayeti tüm müminlere şamil kılmak ne kadar gerçekçidir. 4 kadından fazla kadınla evlenmek, gece namazı kadınları veli izni olmadan almak bizzat peygamberimize özel izindir. Ancak bazı alimler peygamberimize özel olduğu açıkça belirtilen bu gibi ayetleri kendi çıkarları doğrultusunda herkese şamil kılarkan bazı ayetlerde sana özel demediği halde bu peygambere hitaptır diye işlerine öyle geldiği için ona özel tutmaktadırlar. Halbuki kadınlara boşama hakkı veren(ahzap.28) inci ayette peygambere mahsus sana özel ifadesi kullanılmadığı halde bu peygambere mahsus diyebilmektedirler. Yani kadınlara zulmetmek için ayetlerin anlamıyla nasıl oynuyorlar görüyor musunuz? Onları Allaha havale ediyorum. Ne diyeyim. VELİ İZNİ NİKAHIN FARZIDIR Veli şartı yoktur diye iddia eden alimlerin ikinci dayandıkları delil şudur. AYET: (Bakara-230) ”Eğer erkek kadını üçüncü defa boşarsa ondan sonra kadın bir başka erkekle evlenmedikçe onu alması kendisine helal olmaz.” Bu ayete dayanarak kadının kendi kendine evlenebildiğini veli izni gerekmediğini iddia ediyorlar. Halbuki bu ayetin veli izni ile yakından uzaktan ilgisi yoktur. Bu ayet haram ve helal meselesi ile ilgilidir. peki bu ayeti örnek göstererek karıyı kandırıp alalım kimsenin de haberi olmasın kim uğraşacak veliyle aliyle işte kılıfta hazır diyerek hiç ilgisi olmayan ayetleri kendilerine kılıf yapmak isteyenler. Acaba bu ayetten sonraki ayeti niçin okumazlar. Yoksa Bektaşi demiş ya Allah namaza yaklaşmayın diyor bende yaklaşmıyorum Allah’ın dediğini yapıyorum demişler ki ya devamını okusana benim okumam yok demiş. Bunlarda öyle istedikleri ayeti istedikleri anlama çekiyorlar ama işlerine gelmeyen ayeti görmezden geliyorlar. İşte hemen peşindeki ayet AYET: (Bakara-232) ”Onların eski kocalarıyla evlenmelerine engel olmayın.” İşte delil bu gayet açık ve net olarak veliye hitap var. Dedim ya okumaları yok bu ayeti okuyamazlar okusalar da anlayamazlar, işlerine gelmez. Kadına iki cilve yap kandır hop al otur aşağıya. İyide ne halt edersen et Kuranı kullanma Müslümanların kanına girme olur mu? Yaptıklarını haklı çıkarmalılar nefis ve şeytan öyle istiyor. Veli şartı yoktur diyenlerin bir başka dayanakları da şu hadisi şeriftir. HADİS:(Dul kadın hakkında velinin yapabileceği bir şey yoktur.(ebu davut. nikah.25,tirmizi.nikah.18) HADİS.: ”Bekar kadın kendisi hakkında velisinden daha fazla hak sahibidir.”(ibni mace.nikah.11,ebu davut.25) İşte bu iki hadise dayanarak veli şartının olmadığını iddia ediyorlar. Halbuki iyi incelerseniz. bu hadisler veli izni ile ilgili değil İcap ve kabul ile ilgilidir. Tabi ki dul kadın kocaya gitmek istiyorum derse velinin yapacağı hiçbir şey yoktur. İkinci hadisteki bekar tabi ki velisinden fazla hak sahibidir bekar kız istemezse velisi onu zorla evlendiremez. Bu amaçla bu hadis söylenmiştir. Nerelerden zorlama delil arıyorlar; gördünüz mü? Sayın okurlarım. Ayetlerin anlamını hadislerin anlamlarını çarpıtarak delil diye bize yutturdular. Onlardan sonra gelen erkeklerinde işine geldi, irdelemediler. Kadınları zaten okutan kim? İşte netice ortada. Veli izni gerekmez denildiği için birçok insan maalesef bilmeyerek zina yapmaktadır. Bu öyle bir yol açmış ki üniversitede okuyan dindar kızlar ve erkekler. Velilerin izni olmadan okulda evlenmekte; velileri onları bekar bilmekte; Okul bitince de boşanıp bekar olarak evlerine dönmektedirler. Ve maalesef bu en çokta ilahiyat fakültesi öğrencileri arasında olmaktadır. Çünkü öbür üniversite öğrencileri zaten nikahsız beraber olmaktadırlar ki hiç değilse dini kullanamıyorlar dürüstçe bile bile zina yapıyorlar. Şimdi sorarım size bütün bu zinaların vebali kimin üzerinedir. Tabi ki veli gerekmez diyenlerin; bile bile diyorlarsa onların üzerinedir. Ve kasıtlı yaptıysalar yatacak yerleri yoktur. İCAB VE KABUL FARZDIR 2-İCAB VE KABUL: İcap: Evlenme akdi taraftarlarından birisinin ilk olarak yaptığı teklife denir. Benimle şu anda evlenmeyi kabul ediyor musun teklifine icap; kabul ettim diye cevap vermekte kabuldür. Bu teklifin erkek yada kadın tarafından yapılması önemli değildir. Mesela Hz .Hatice peygamberimize evlenme teklifini kendisi göndermiş. Peygamberimizde kabul etmiştir. Ancak bizim örfümüzde bu yoktur. Bizde kadın veya kız beğendiği erkeğe evlenme teklif etse erkeğin gözünden düşer. Halbuki bu yanlıştır. Kadın veya kız niçin beğendiği erkeği almasında onu beğenen erkeği almak zorunda kalsın. Bugün Türkiye de birçok kadın ve kız beğendikleri erkeğe teklif götüremediklerinden ve beğendikleri erkeğinde haberi olmadığından dolayı kadınlar kendi istedikleri değil kendilerini isteyene gitmek zorunda kalmaktadırlar. Bir başka yanlış kız babasının beğendiği damada veya damat babasına oğlum seni beğendim kızımı sana vereceğim diyemiyor. Dese kızın değeri düşüyor. Halbuki peygamber efendimiz kızı fadime annemizi damadı Hz. Aliye bizzat teklif etmiştir. Hz Ebu Bekir kızı Hz. Aişeyi peygamberimize bizzat kendisi teklif etmiştir. HADİS:Dul ve bakirenin nikahta kabulu şarttır. Dul kadın açıkça evet der. Bakire ise evet demeye utanır. (kütübü sitte) 3-ŞAHİT:Nikahta en az iki şahit şarttır. Şahitler huzurunda yapılmayan nikah geçersizdir. HADİS: ''Şahitler bulunmadıkça nikah olmaz.(Buhari şehadet .8) HADİS: Dört kişinin bulunmadığı nikah fasittir. Bunlar evlenecek olan erkek ve kadının velileri ve iki şahittir.(şirazi.muhezzeb2.42) Nasıl ki Bakara suresi 282. ayette akit yaptığınız zaman iki şahit bulundurun ve yazın buyruluyorsa. En önemli akit olan nikah ta da iki şahit bulundurulmalı ve mehir şartı olduğundan dolayı da mehir miktarı yazılarak şahitlere imzalatılmalıdır. Şahitler adaletli, dürüst güvenilir insanlar olmalı yalancı şahit olmamalıdır. Bu konular zaten bilindiği ve uygulandığı için uzatmıyorum. MEHİR FARZDIR 4-MEHİR: Mehirsiz yapılan nikah batıldır .Nitekim AYET:(Nisa.4)''Kadınların mehrini gönül hoşluğu ile verin. Eğer onlar kendi rızaları ile size bir şey bağışlarsa afiyetle yiyin. ''Bu ayet bize mehirin farz olduğunu nikahın vazgeçilmez şartı olduğunu ilan etmektedir. Mehir muaccel olabileceği gibi müeccelde olabilir. Yani mehir peşin verilebileceği gibi anlaşma yaparak ve imza altına alarak sonrada verilebilir. Fakat mehir konusunda ifrat ve tefritten kaçınmalıdır. Bazı Müslümanlar mehiri dalgaya almakta veya hafife almaktadırlar. Bazı hoclarda buna alet olmaktadır. Şöyle ki bin bir kuruş mihri müeccel ile aldın kabul ettin mi? Diyerek nikah kıyan hocalara rastladım. Bu Kuran ayetini hafife almaktır. Mehir mutlaka konuşulmalı, karar altına alınmalı, makul seviyede olmalıdır. Bizim örfümüzde yani Türkiye’de mehirin en alt seviyesi 10 dirhem yani 30 gram altındır. Erkeğin maddi gücüne göre bu yükseltilip alçaltılabilir. bazı yörelerde ise mehir son derece yüksek tutulmakta üstelik velide para istemektedir. Yani başlık parası; haramdır kızını parayla satmaktır. Damatta evlat yerindedir damadın belini bükersen borçlandırırsan kızında aynı sıkıntıyı çekmez mi?. Kaldı ki para genelde evli ve yaşlı erkeklerde olduğu için kızlar yaşlı ve evli erkeklere kuma üzerine verilmektedir. Bu kızlara büyük zulümdür. Bu zulme derhal son verilmelidir. Peygamberimizin kızı Hz Fadıma annemiz Hz. Aliden değeri çok düşük mehir almıştır. Bizler çıkarımıza olduğu zaman Peygamberi örnek alırız; çıkarımıza olmadığı zaman Kuranı da görmezden geliriz, maalesef. HADİS: Fakir bir genç peygamberimize gelerek evlenmek istediğini ancak mehir verecek bir şeyinin olmadığını söyler. Bunun üzerine peygamberimiz(sav) demir yüzükte mi alamazsın onu mehir olarak ver buyurur.(Buhari.)bize sıkça sorulan sorulardan bir tanesi de Resmi nikah yaptırıp dini nikah yaptırmayanın nikahı geçerli midir? Başta şunu belirtelim ki resmi nikahı müftülerin kıydırması için çalışmalar yapılmaktadır. Eğer nikahın bütün şartları yerine gelmişse yani veli, şahit, icap kabul ve mehir bu nikah geçerlidir. Ancak eksiktir. Çünkü başta söylediğimiz gibi nikah aynı zamanda ibadettir. Dolayısıyla dini tören yapılmalıdır. Bir başka soru: KURANDA 4 EŞ ALMA İZNİ VARMIDIR? Kuranda 4 eş alma emri var mıdır? Dikkat edin emri diyorlar izni demiyorlar. Çünkü işlerine öyle geliyor. Kadınlara ne yapalım Allah öyle emretti mecburuz almaya diye kandıracaklar ya. Alıştılar ayetleri istedikleri gibi eğip bükmeye ya. Evet Kuran-ı kerimde 4 eşe kadar evlenme izni vardır. İşte ayet AYET: (Nisa.3)Eğer yetim kızlar hakkında eğer adalet edememekten korkarsanız, sizin için helal olan kadınlardan ikişer üçer dörder alın. Haksızlık yapmaktan korkarsanız, bir tane alın. Bu adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır.'' Sayın okurlar bu ayette kesinlikle 4 eş alın emri yoktur. Yalnızca izni vardır. Bildiğiniz gibi Kuranı-kerim her türlü ihtimali göz önüne alır. Her konuya her probleme her soruna duyarlıdır. Ve kıyamete kadar olabilecek her probleme çözüm sunar. Yüzyıl önce rahman suresindeki(merecel bahreyni yeltegiyan. beynuhüma berzehull yebğiyan) ayetlerini herkes okur; ama anlayamazlardı bildiğiniz gibi bu ayetlerde denizlerin ikiye ayrıldığını ilahi bir sınırla ve bir tarafında tatlı su öbür tarafında tuzlu su olduğunu okurlar fakat teknik olmadığı için tam olarak ne dediğini anlayamazlardı. Ne zamanki denizler keşfedildi bu ispatlandı. Daha açık örnek vereyim. AYET: (isra.44)''Yedi gök ve arz ve bunun içinde bulunanlar, onu tesbih ederler, onu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ama siz onların tesbihlerini anlamazsınız '' Bu ayeti okuyan Müslüman insanların ve hayvanların tesbihini az çok anlıyor ama bitkilerin ve cansızların tesbihini bir türlü anlamıyorlardı. Öyle ya her şey Allaha tesbih ediyor. Allah(cc) öyle buyuruyor. Ne zamanki maddenin en küçük parçasının atom olduğu ortaya çıktı. Ve atomun içinde çekirdek ve çekirdeğin etrafında dönen ve büyük bir enerjisi olan elektronların sürekli döndüğü ortaya çıktı anladık ki bütün cansız varlıklarda Allah’ı hem zikrediyor. Hem de kendilerine göre ibadet ediyorlar; yani dönüyorlar. Biz hac ta tavafında hikmetini ancak atomun icadıyla anladık. Tavaf Dünyanın, bütün gezegenlerin ve bütün gördüğümüz görmediğimiz. Canlıların en küçük parçasının dahi dönerek; Allah’ı zikrettiğini tavafında buna işaret ettiğini anladık. Elbette bizim anlayamayacağımız ama bin yıl sonraki insanların anlayacakları ayetlerde var. Kuran öyle bir mucize ki herkes tahsili, ilmi, zekası ve görgüsü oranında bir şeyler anlar. İlim ilerledikçe ayetlerin derin anlamları da ortaya çıkar. Konumuz olan ayete gelirsek eskiden veya gelecekte savaşlarda erkeklerin büyük bir kısmının yok olduğunu ve kadınların yetim ve dul kaldıklarını düşünün işte böyle bir durumda verilen ruhsat olsa gerek. Kaldı ki burada 4 eşe değil tek eşe tercih vardır. Sizin için en uygun olan tek eş denilmektedir acaba bu niçin gözlerden kaçırılıyor. Tercih olan değil de ruhsat olan a dönülüyor bu ayet tam tersi olsaydı yani bir eş almaya size müsaade var ama siz 4 eş tercih edin denseydi tek eşimi tercih edeceklerdi hayır Allah 4 eş daha hayırlıdır diyor; bizde daha hayırlısını tercih ediyoruz demeyecekler miydi? Yani kendi çıkarları doğrultusunda hareket edeceklerdi. AYET:(Nisa 129) bu ayette de Allah(cc) çok eşliliğin zor olduğunu bildiriyor ve tek eşi tavsiye ediyor. EVLİLİK KARI KOCANIN BİR BİRİNİN KÖLESİ OLMASI MIDIR? Sayın okuyucuları sürekli her gün gazete sayfalarından düşmeyen ve son olarak ta gazetemizde de gördüğüm. Cinayet haberleri üzerine bu yazıyı yazma gereği duydum. Bu cinayet ve ardından gelen, intihar, hapis, mezar, yetim, öksüz v.s birçok faciayı peşi sıra ardından getiren bu olayların oluşumunda en önemli sebepler şunlardır. 1- ZANLA YANİ TAHMİNLE HEMEN HAREKETE GEÇMEK: Halbuki dinimiz kötü zannı yani olayları kötüye yorumlamayı yasaklamış haram kılmıştır. İşte size AYET: Hucurat (49/12)’’ Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının Çünkü zannın bir kısmı günahtır Birbirinizin kusurunu araştırmayın Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz O halde Allah'tan korkun Şüphesiz Allah, tövbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.’’ Bu ayette açıkça görüldüğü gibi Allah(cc) olayları kötüye yorumlamayı, tahminle konuşmayı yasaklamıştır. Kocamın veya karımın yanında biri var. Kesin bir halt karıştırıyorlar, biriyle konuşsa, birine baksa, birini arasa, biriyle mesajlaşsa kıyametler kopar. O kadar ki yanındakine baktı diye nice kişilerin kavga ettiğine, dövüştüğüne, Hatta cinayetler işlendiğine şahit oluyoruz. Bu tamamen ruh hastalığıdır. Ve aşağılık kompleksinin tezahürüdür. Bence nişanlanan veya evlenenlere psikolog raporu şartı koyulmalıdır. Kaldı ki siz Peygamberimiz(sav) den daha mı namusunuza düşkünsünüz. Siz ondan daha mı çok eşinizi kıskanıyorsunuz. Peygamberimizin hanımları camiye vakit namazlarına, cumaya ve bayram namazlarına giderlerdi. Çarşıya alışverişe giderlerdi, ticaret kervanlarına katılır uzak diyarlara giderlerdi. Hz. Aişe fıkıh alimi idi. Sahabeler ondan gelir fıkhi meselelerine çözüm bulurlardı. Sahabe kadınları da aynı idi. Tabi İslami usul ve kaideler içinde. Karısını eve hapseden. Dışarıya çıkarmayan, kendi mahremleriyle bile görüştürmeyen erkekler biliyorum. Yazık çok yazık. Avrupa birliği de Din dersi mecburiyeti okullardan kalksın istiyor. 90 yıldır Din dersi verilemediği için islamı yarım yamalak öğrendiği için bu millet bu ve buna benzer nice sıkıntılar çekiyor. Konu konuyu açıyor meseleye gelirsek. Ne yazık ki bugün nişanlılık köleliğe ilk adım nikah ta köleliğe başlangıç olarak görülmektedir. Karı kocaya köle, Koca karıya köle. Yok böyle bir şey. Nikahın sözlük anlamı birleştirmek, bir araya getirmek demektir. Yoksa bir binin kölesi olmak demek değildir. Nikah akittir yani ortaklıktır. Her ortaklıkta olduğu gibi Nikah ta da ortaklar sadece belli konularda birbirlerine karşı sorumludurlar bunun dışında tamamen serbesttirler. Çok ayrıntıya giremiyorum yazının uzamaması için; okuyucularım zaten gerisini kendileri getirir. 2- DEDİKODU(GIYBET) ARKADAN KONUŞMA: yukarıda mealini verdiğimiz hucurat suresi 12. ayette zannı yasakladıktan sonra rabbimiz dedikodunun, gıybetin yani arkadan konuşmanın ne kadar büyük bir günah olduğunu bize nasıl açıklıyor ‘’Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz ölmüş kardeşinizin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz o halde Allahtan korkun’’ Görüldüğü gibi Allah(cc) dedikodu yapmanın ölmüş olan kardeşinin etini yemekten daha iğrenç daha korkunç bir şey olduğunu bize açıkça belirtiyor. Sayın okurlar Kuran-ı kerimi baştan sona inceleyin bakın hiçbir haram da Allah(cc) bu kadar ağır kelimeler kullanmaz. Demek ki bütün haramlardan daha ağır daha çirkin daha adi dedikodu yapmaktır. Bu konuyu inşallah ilerleyen zamanlarda Düzce Rehberim fıkıh köşesinde ayrıntısı ile inceleyeceğiz. İşte Evlilikleri yıkan, cinayetlere, ölümlere, toplumun mahvolmasına sebep başta dedikodudur. Falancanın karısı falancayla görülmüş, falancanın kocası falanca kadınla görülmüş al sana aile faciası yıkımlar, boşanmalar, cinayetler. İşte böyle durumlarda ne yapmamız gerektiğini bakın Allah(cc) bize bildiriyor. Sayın okurlarım hiçbir konu. Hiçbir mesele yoktur ki Kuran-ı kerimde olmasın bu konuyu da inşallah ilerde işleyeceğiz. 3- DUYDUKLARINI ARAŞTIRMAMA: Evliler bir şeyi duyuyor hiç araştırmaya gerek duymadan hemen karşısındakini suçluyor. Ve tabi yıkım, kavga, cinayet, huzursuzluk. Vs. işte ayet AYET: (Hucurat 6)‘’Ey inananlar! Eğer yoldan çıkmışın biri size bir haber getirirse, onun iç yüzünü araştırın, yoksa bilmeden bir millete fenalık edersiniz de sonra ettiğinize pişman olursunuz. ’’Bu ayetten açıkça anlaşılacağı gibi Allah(cc) Size biri haber getirirse hemen inanmayın doğruluğunu araştırın. Ne yazık ki evliliklerin çoğu bu yüzden yıkılmaktadır. Karı kocayı çekemeyen, yuvanın yıkılmasını isteyen akrabalardan veya dışarıdan birileri karıya veya kocaya veya her ikisine ayrı ayrı kulaklarına bir asılsız haber fısıldayarak yuvaların yıkılmasına ve cinayetlere sebep olmaktadırlar. Karı koca her duyduklarına inanmamalı araştırmalıdırlar. Allah(cc) öyle emrediyor. Bir başka hususta birbirinin kusurlarını araştırmak. 4-KUSUR ARAŞTIRMAK: Evliliği yıkan hususlardan biride karı kocanın birbirlerinin kusurlarını araştırması ve kusurları yüzüne vurarak kavgaya sebep olmalarıdır. Halbuki Allah(cc) yukarıdaki yani hucurat 12. ayette ve birçok ayette ‘’Birbirinizin kusurlarını araştırmayın buyuruyor.’’ Halbuki tam tersini yapmıyor muyuz? Karı koca Allahtan bir kusur işlese de yüzüne vursam egomu tatmin etsem. Görüldüğü gibi hayatımızın bize zehir olmasının tek sebebi Kuran-ı kerimin yani Allah’ın emirlerini yerine getirmememiz yüzündendir. Bir başka sebepte iftiradır. 5- İFTİRA: evlilikleri bitiren yuvaları yıkan cinayetlere sebep olan hususlardan bir de iftiradır. Bu hususta birçok ayeti kerime varsa da bir tanesini okuyalım. AYET: (Nisa-112 ) ’’Kim kasıtlı veya kasıtsız bir günah kazanır da sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, muhakkak ki, büyük bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmiş olur.’’ Görüldüğü gibi iftira kesinlikle yasaklanmıştır. O halde eşler ne yapmalı dedikodulara ve iftiralara aldırmamalıdır. Gözleri ile görmeden eşini suçlamak haram kılınmıştır bakınız Kuran-ı kerim ne diyor. AYET:((Nisa 24) ‘’Namuslu kadınlara zina isnadında bulunup, sonra (bunu ispat için) dört şahit getiremeyenlere seksener sopa vurun ve artık onların şahitliğini hiçbir zaman kabul etmeyin. Onlar tamamen günahkar dırlar. Eşlerden birine eşin zina yapıyor diye biri haber getirdi ise Allah(CC) buyuruyor ki o haberi getiren ben şahidim gözümle gördüm demesi hiçbir şey ifade etmez. 4 tane daha gözüyle gören getir denilecek eğer getiremezse 80 değnek vurun buyuruyor. Şimdi şeriattan öcü gibi korkanlar sorarım size bir kişi bir kadını kendi gözleri ile zina ederken görse bile bunu yaymayı yasaklayan hatta cezalandıran Allah’ın hükmü mü doğru yoksa sizin Fransız, alman anayasasından alınma uyduruk yasanız mı doğru. Sayın okurlarım okumayı sevmeyen bir toplumuz başta ben olmak üzere hele hele uzun yazıları hiç okumayız. O nedenle yazıyı uzatmıyorum sizden ricam görüş, fikir, yorum, tavsiye, soru ve eleştirilerinizi lütfen bizimle paylaşın.